<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rdf:RDF xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12416/2107">
<title>Kamu Hukuku Bölümü Tezleri</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12416/2107</link>
<description>Kamu Hukuku Bölümü Tezlerini içerir.</description>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12416/7107"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12416/6456"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12416/6449"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12416/6335"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-10-28T19:44:15Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12416/7107">
<title>İhmali suçlar bağlamında hekimin cezai sorumluluğu</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12416/7107</link>
<description>İhmali suçlar bağlamında hekimin cezai sorumluluğu
Keçeligil, Hasan Tahsin
Bu tez, esas itibariyle, ihmali suçlar bağlamında tabiplerin ceza sorumluluğuna ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve suçta ve cezada kanunilik ilkesine anayasal ve daha geniş biçimde de yasal bir ilke olarak yer verir. Türk ceza hukuku öğretisinde, suçların esas itibariyle icrai olarak işlenebileceği, bazı suçların ise ihmali olarak işlenebileceği eskiden beri ifade edilmektedir. İhmali suçlar da kendi arasında gerçek (saf) ihmali suçlar ve görünüşte (garantörsel) ihmali suçlar olarak ikiye ayrılır. Gerçek ihmali suçlar, Türk ceza hukuku bakımından 5237 sayılı TCK'nın özel hükümler kısmında düzenlenmiştir. Buna karşılık görünüşte ihmali suçlara daha önceki kanunda yer verilmezken yeni TCK'da bunların özel hükümler içerisinde düzenlendiğini görürüz. Görünüşte ihmali suçların kendine özgü bazı yönleri vardır. İhmali davranışın kuramsal olarak açıklanması, teminat yükümlülüğü (garantörlük) kavramının ne olduğunun açıklanması, kaynaklarının ne olduğunun izahı ve ihmali davranışın icrai davranışa denk olması meselesi bunlar arasındadır. Tabiplik ve tababet, tarihin çok eski zamanlarından beri bilinen bir meslek ve uygulama alanıdır. İlerleyen süreç zarfında paternalist tabiplik anlayışı yerini daha eşitlikçi bir ilişkiye bırakmıştır. Kişi özerkliği ve bireyin kendi geleceğini belirleme hakkı kavramlarının yasalarda daha güçlü biçimde vurgulanması bu değişimde rol oynayan mühim faktörlerden biridir. Tıbbi müdahalenin kötü uygulanmasından kaynaklanan zararlı neticeler bakımından sorumluluğun varlığı eski zamanlardan beri söz konusudur. Tabiplerin suç teşkil eden eylemleri gerek Türk Ceza Kanunu gerekse cezai hükümler içeren diğer kanunlar vasıtasıyla tecziye edilebilir. Hukuk kuralları, umumiyetle, kişilere "belirli şekilde davranmama" yükümlülüğü getirir. Bu doğrultuda, "Bir kişiyi öldürmek veya yaralamak", "rızası olmaksızın başka birinin malını almak", "eziyet etmek", "çocuğa cinsel istismarda bulunmak" gibi davranışları yasaklar. Böylesi davranış kurallarına; "yasaklayıcı davranış kuralları" adı verilir. Yasaklayıcı davranış kurallarının ihlal edilmesi durumunda "icrai suçlar" ortaya çıkar. Modern toplumlarda kişilere "belirli şekilde davranma yükümlülüğü" getiren davranış kuralları da vardır ki bunlar "emredici davranış kuralları" olarak adlandırılır. Kişilere "belirli şekilde davranış yükümlülüğü" getiren emredici normların oluşturduğu fiillere ceza hukuku kuramında "ihmali suçlar" denilmektedir. Tez çalışmamızın sınırlarını esas itibariyle tabiplik mesleği dahilinde işlenebilecek belli başlı gerçek ve ihmali suçlar oluşturmaktadır. İlkin ihmali suçlar kuramsal yönleriyle geniş biçimde ele alınmış, tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu koşulları, ülkemizde tababet alanını düzenleyen başlıca mevzuat, savunmacı tıp uygulamaları üzerinde geniş olarak durulmuştur. Tabibin işleyebileceği gerçek ve ihmali suçlar ayrı ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Ötanazi ve bilhassa pasif ötanazi uygulamasının ceza hukuku bakımından yeri, önemi ele alınmış, ihmali suçlar bakımından konu ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tabip, Ceza hukuku, Sorumluluk, İhmali suç, Savunmacı tıp, Ötanazi; This thesis is mainly about the criminal liability of doctors in the context of negligent crimes. The Republic of Turkey is a state of law and includes the principle of legality in crime and punishment as a constitutional and broader legal principle. In Turkish criminal law doctrine, it has been stated for a long time that crimes can be committed mainly as execution, and some crimes can be committed as negligence. Negligence crimes are also divided into two as actual (pure) negligence crimes and apparent (guarantorial) negligence crimes. Actual negligent offenses are regulated in the special provisions of the Turkish Penal Code No. 5237. On the other hand, while apparently negligent crimes were not included in the previous law, we see that they are regulated within special provisions in the new TPC. Ostensibly negligent crimes have some peculiarities. These include the theoretical explanation of negligent behavior, the explanation of what the concept of collateral liability (guarantorship) is, the explanation of what its sources are, and the equivalence of negligent behavior with executive behavior. Medicine and medicine are professions and fields of practice known since ancient times. In the course of time, the paternalist understanding of medicine left its place to a more egalitarian relationship. One of the important factors playing a role in this change is that the concepts of personal autonomy and the right of the individual to determine their own future are emphasized more strongly in the laws. The existence of responsibility for the harmful consequences arising from the malpractice of medical intervention has been in question since ancient times. Criminal actions of doctors can be punished both by the Turkish Penal Code and other laws containing penal provisions. Legal rules generally impose an obligation on individuals not to "behave in a certain way". Accordingly, it prohibits behavior such as "killing or injuring a person", "taking someone else's property without their consent", "torturing", "sexually abusing a child". such rules of conduct; They are called "prohibitive codes of conduct". "Enforcement crimes" occur in case of violation of prohibitive codes of conduct. In modern societies, there are also codes of conduct that impose an "obligation to behave in a certain way", which are called "commanding codes of behavior". Actions formed by imperative norms that impose "obligation to behave in a certain way" are called "crimes of negligence" in criminal law theory. The boundaries of my thesis work mainly consist of certain real and negligent crimes that can be committed within the medical profession. First of all, crimes of negligence have been extensively discussed with their theoretical aspects, the conditions of legality of medical intervention, the main legislation regulating the field of medicine in our country, and defensive medicine practices have been extensively emphasized. Actual and negligent crimes that the physician may commit are examined under separate headings. The place and importance of euthanasia and especially passive euthanasia in terms of criminal law has been discussed and the subject has been evaluated in detail in terms of negligent crimes. Keywords: Doctor, Criminal law, Liability, Negligent crime, Defensive medicine, Euthanasia
</description>
<dc:date>2023-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12416/6456">
<title>Sınırötesi anayasalcılık bağlamında anayasaya aykırı anayasa değişikliklerinin yargısal denetimi (Türkiye çözümlemesi)</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12416/6456</link>
<description>Sınırötesi anayasalcılık bağlamında anayasaya aykırı anayasa değişikliklerinin yargısal denetimi (Türkiye çözümlemesi)
Doğru, Ceren
Demokratik hukuk devletinde anayasa yargısının amacı, anayasanın üstünlüğünü sağlamak ve korumaktır. Anayasa Mahkemelerinin anayasayı koruma amacı kapsamında yaptıkları kanunların ve anayasa değişikliklerinin anayasaya uygunluğu denetiminin sınırları ve geliştirdikleri içtihatlar literatürde sıkça değerlendirilmekte ve sorunları ortaya konulmaktadır. Bu çalışmanın kapsamında, anayasaya aykırı anayasa değişikliklerinin yargısal denetimi ve bu yargısal denetim çerçevesinde karşılaşılan sorunları sınırötesi anayasalcılık yaklaşımıyla ele alınmaktadır. Çalışmanın amacı, anayasaya aykırı anayasa değişikliklerinin yargısal denetimi kapsamında anayasal düzeni ve bireyin temel hak ve özgürlüklerini teminat altına alabilmek amacıyla, Anayasa Mahkemelerinin sınırötesi anayasalcılık ve onun bileşenleri ile insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kendi işlevini yerine nasıl getirebileceğinin ortaya konulmasıdır. Bu amaçla, çalışmada 1961 ve 1982 Anayasa dönemlerinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi'nin anayasa değişikliklerinin anayasaya uygunluğuna yönelik yaptığı denetimler sonrası aldığı kararlar ve oluşturduğu doktrin detaylı olarak incelenmektedir. Bu çerçevede çalışmada, Anayasa Mahkemesi'nin anayasal işlevi gereği siyasi ideolojilerden uzak ve insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti bağlamında evrensel standartlar ile uyumlu içtihat geliştirmek suretiyle, anayasa değişikliklerinin denetiminde, elbette yerel dinamikleri dikkate alarak, çağdaş demokrasilerde anayasa yargının sınırötesi yargı diyaloğu veya uluslararası belgelerde anlaştığı ortak değerler üzerinden kabul ettiği içtihatlar ile uyumlu bir tutum sergilemesi ve zaman zaman oluşturduğu aktivist tutumunu hak temelli yaklaşım çerçevesinde değerlendirmesi önerilmektedir.; The purpose of the judicial review of the constitution in a democratic state is to ensure and protect the supremacy of the constitution. The limits of the constitutional review of laws and constitutional amendments made by the Constitutional Courts within the scope of the purpose of protecting the Constitution and the case-laws they developed, are frequently evaluated in the literature and also their problems are revealed. Within the scope of this study, the judicial review of unconstitutional constitutional amendments and the problems encountered within the framework of this judicial review are discussed from the transnational constitutionalism perspective. The aim of the study is to reveal how the Constitutional Courts can fulfill their functions within the framework of transnational constitutionalism and its components, as well as the principles of human rights, democracy and the rule of law, in order to guarantee the constitutional order and the fundamental rights and individual freedom within the scope of judicial review of unconstitutional constitutional amendments. For this purpose, the decisions taken by the Constitutional Court of the Republic of Turkey in the 1961 and 1982 Constitutional periods after the audits on the constitutionality of the constitutional amendments and the doctrine it formed, are examined in detail. Within this frame; throughout the study, based on the constitutional function of the Constitutional Court, taking into account the local dinamics as well, the Court should generate jurisprudences in which both the common values agreed in international documents and transnational judicial dialogues are sustained. Only if this approach is fulfilled, the Constitutional Court will develop a doctrine in accordance with the context of human rights, democracy and the rule of law within the framework of a rights-based approach.
</description>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12416/6449">
<title>Ceza hukukunda hata</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12416/6449</link>
<description>Ceza hukukunda hata
Balak, Ahmet Can
Ceza hukukunda hata, kişinin norma veya maddi bir vakıaya ilişkin bilgisizliği ya da hatalı değerlendirmesi nedeniyle, tasavvurundaki durum ile gerçek durum arasında meydana gelen uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk, failin kusurluluğuna etki eden ya da kastını ortadan kaldıran bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır. Konu; suçun manevi unsuru, maddi unsuru ve hukuka aykırılık unsuru ile doğrudan ilgili bulunmakla birlikte; suç teorisinde pek çok görüşün ileri sürüldüğü, her zaman güncel tartışmalardan beslenen bir kurum olarak kendisini göstermektedir. Ceza hukukunda hata; hukuki hata, fiili hata ve suçta hata başlıkları altında incelenebilecektir. Tezin amacı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile benimsenen farklılıkları da ortaya koyarak, kuruma ilişkin esasları ortaya koymak ve bu alanda yapılan çalışmalara katkı sağlamaya çalışmaktır. Bu kapsamda birinci bölümde ceza hukukunda hata kavramsal açıdan incelenerek, hatanın benzer kavramlardan farkı, ceza hukukunda hata türleri ele alınmıştır. İkinci bölümde hukuki hata ve üçüncü bölümde fiili hata konusu üzerinde incelemelerde bulunulmuş ve bunların görünüş biçimleri ve ceza sorumluluğuna etkileri üzerinde durulmuştur. Dördüncü ve son bölümde ise işlenemez suç ve sözde suç müesseseleri suçta hata başlığı altında açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.; Error in criminal law, is the inconsistency between the situation in the imagination and the reality due to the ignorance or erroneous assessment of the norm or a material fact. This incompatibility appears as a situation that affects the culpability of the perpetrator or removes his intention. Subject; although it is directly related to the moral element, material element and illegality element of the crime; it shows itself as an issue in which many opinions are put forward in the theory of crime and always fed by current debates. Error in criminal law can be examined under headings of; error of law, error of fact and error in crime. The aim of this thesis is to reveal the principles regarding the subject and to contribute to the studies in this field by revealing the differences adopted with the abolished Turkish Criminal Code No. 765 within the framework of the provisions of the Turkish Criminal Code No. 5237. In this context, in the first chapter, the error in criminal law is examined conceptually, the difference of error from similar concepts, the types of error in criminal law are discussed. In the second part, error of law and in the third part, error of fact is examined and their appearances and effects on criminal responsibility are emphasized. In the forth andlast chapter, the uncommitable crime and the putative crime are tried to be clarified under the title of error in crime.
</description>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12416/6335">
<title>Ceza hukukunda güven ilkesi</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12416/6335</link>
<description>Ceza hukukunda güven ilkesi
Düzenli, Hilal
Güven ilkesi, kural olarak kimsenin kendi davranışlarını, üçüncü kişilerin yükümlülüklerine aykırı hareket edecekleri varsayımı altında yönlendirme yükümlülüğü olmadığı, aksine somut belirtiler olmadığı sürece bu kişilerin hukuka uygun davranacakları yönündeki beklentilerinin hukuk düzeni tarafından korunacağını ifade eder. Başka bir deyişle güven ilkesi, herkesin diğerlerinin hukuka uygun davranacaklarına ve kendi yükümlülüklerini yerine getireceklerine güvenebileceği anlamına gelir. İlke, ilk olarak Alman ve Avusturya hukuklarında trafik hukuku bağlamında ortaya çıkmış ve içtihatlar yoluyla giderek genişleyen bir uygulama alanına kavuşmuştur. Bu bakımdan güven ilkesi; tıp hukuku, inşaat hukuku, ürün sorumluluğu gibi alanlar başta olmak üzere insanlar arası etkileşim ve işbirliğinin olduğu pek çok alanda uygulanma kabiliyetine sahiptir. Taksirli suçlar bakımından uygulama alanı bulan güven ilkesine, objektif özen yükümlülüğünün belirlenmesi ve somutlaştırılmasında başvurulmaktadır. Nitekim hukuk normlarına uyulacağını varsayarak hareket etmek kişinin yükümlülüklerine aykırı bir hareket olarak nitelendirilemez. Ancak güven ilkesi sınırsız bir uygulama alanına sahip olmayıp bazı sınırlandırmalara tabidir. Çocuklar, yaşlılar gibi hukuk kurallarına uyamayabilecek kişilere karşı güven ilkesi geçerli olmadığı gibi diğerlerinin hukuka aykırı hareket ettikleri yönünde somut emareler bulunması ile denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunması gibi durumlarda de güven ilkesi uygulanmaz. Bu halde kişi, diğerlerinin hukuka aykırı davranabileceklerini dikkate alma yükümlülüğü altındadır.; The principle of trust states that no one is obliged to orientate his/her behavior under the assumption that third parties will act unlawfully. The expectation that people will act following the law will be protected by legal order unless there are concrete indications to the contrary. The principle of trust emerged for the first time in the context of traffic law during the in Germany and Austria. In the last decades, its application expanded substantially to other fields and countries. Indeed, the trust principle can be applied in many areas of interaction among people, such as medical law, construction law, and product liability. The principle of trust, applied in negligence crimes, is used to determine and concretize objective duty of care. To assume that others will comply with the legal norms cannot be defined as a contradiction of obligations. However, the principle of trust does not have an unlimited field of application and is subject to certain limitations. For example, it does not apply to persons who may not be able to comply with the legal rules, such as children and the elderly. Furthermore, the trust principle does not apply in cases with concrete indications that others are acting contrary to the law but with an obligation of control and supervision. In this case, the person is under the obligation to take into account that others may act unlawfully.
</description>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</rdf:RDF>
